Ramazan’da Sakarya, geçmişe dönüşün izlerini taşırken, hüzün ve güzellikleri bir araya getiriyor. Bu özel ayda, Sakarya’nın kültürel zenginliklerini, geleneklerini ve manevi atmosferini keşfedin.
Ramazan’a sayılı günler kala, eşim oğlumuza Uzun Çarşı’dan bir Ramazan davulu almış. O günden itibaren, ‘Ramazan geldi, hoş geldi’ nidalarıyla bu özel ayı coşkuyla karşıladık. Ramazan’da şehrin atmosferi, bambaşka bir hâl alıyor. Bu cümleyi kurmak, günümüzde biraz cesaret istiyor çünkü Sakarya ile ilgili hemen her gün karşılaştığımız olumsuz haberler, insanın ruhunu sıkıyor. Konuları derinlemesine ele alıp yazmaya kalksak, bunun ne derece faydalı olacağı belirsiz. Aslında bir süredir kalemimi elime almadım. Ancak Sezai abinin yazılarını okuduğumda, aklımda o kadar çok konu birikiyor ki, yazmayı düşünüyorum. Fakat ne zaman oturup yazmaya karar versen, çeşitli düşünceler adeta ellerimi bağlıyor gibi oluyor.
8 Mart’ta bir yazı yazmayı arzuladım. Fakat istatistiklere göz attığımda, 2024 yılında Sakarya’da 11 kadının cinayete kurban gittiğini görünce, içimden bir şeyler koparak ‘ne yazsam, bu kahırdan daha fazlası değil’ diyerek vazgeçtim. Sakarya’da asayişten sağlığa, eğitimden ulaşıma kadar hemen her konuda farklı görüşler var. Herkesin bakış açıları o kadar çelişkili ki, ortak bir noktada buluşmak neredeyse imkansız. Bazen tüm bu düşüncelerden arınarak şehrin güzelliklerini yaşamak istiyoruz.
Ramazan’ı bir başka seviyorum demiştim. Bunun en önemli sebeplerinden biri de şehrin akşam sürüşlerindeki keyif. Geçen hafta, hep birlikte Adapazarı Millet Bahçesi’nin eski açık tribününde toplandık ve ‘hadi gelin şehri pedallayalım’ dedik. Bisiklet yollarından Yazlık’a ulaştık ve Bosnalı Hacı Mehmet Çalışkan Cami’nde çaylarımızı yudumladık. Ardından pedallarımızı Orhan Cami’ne çevirerek burada da sohbetimize sıcak bir salep eşlik etti. Kısa ve keyifli bir akşam sürüşüydü. Birlikte sürmeyi özlemişiz, bu açıkça belli oldu.
Bazı akşamlar bisikletle iftar sonrası şehri dolaşıyorum. Ramazan dolayısıyla sokaklar ve caddeler ışıl ışıl. Çark Caddesi’ndeki yenileme çalışmaları gerçekten hoş bir görüntü oluşturmuş. Keşke o caddedeki tabelalar da bir düzen içinde olsa da, caddemiz her daim böyle güzel görünebilse. İftara yakın fırın önlerindeki kuyruklar, pide fiyatlarının belirlenenin üzerinde olması, şehrimize ait olan geleneksel kıymalı pideler… Teravih sonrası cami önlerindeki kalabalık, hemen her köşede çay ve kahve eşliğinde sohbet eden insanlar… Ancak dikkatimi çeken bir başka durum da, bazı yerlerde çay ve kahve fiyatlarının Ramazan’da aniden artması. Birçok iftar programında mekanlarda bir araya gelen topluluklar, Sakarya’da iftar menüsü fiyatlarının turistik ve lüks mekanlarla kıyaslandığında uçuk rakamlara ulaşması…
Bütün bunları düşünerek, her şeye rağmen bu dönemde hepimizin birbirimizle daha çok konuşmaya ihtiyaç duyduğumuzu düşünüyorum. Belediyelerin düzenlediği etkinlikleri takip ediyorum ve toplumsal olarak bu tür etkinliklere daha fazla ihtiyaç duyduğumuzu düşünüyorum. Nihayetinde, Adapazarı’nda Bir Ramazan Akşamı başlığıyla yazmak istediğim bu yazı, içinde uzun zamandır dile getirmek istediklerimin de yansıması oldu. Bir sonraki yazımda, Türkiye’de en kötü araba kullanan şehirler ve Sakarya’yı ele alacağım.
Sait Faik Abasıyanık’ın sevdiğim bir sözüyle bitirmek istiyorum: “Ne kadar kaçmak ve uzaklaşmak arzusu ile dolu isem, o kadar da bağlanmak, kalmak, bağdaş kurup oturmak istiyorum…”