enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
44,2207
EURO
50,5377
ALTIN
7.136,03
BIST
13.092,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Sakarya
Az Bulutlu
12°C
Sakarya
12°C
Az Bulutlu
Cumartesi Çok Bulutlu
13°C
Pazar Az Bulutlu
13°C
Pazartesi Az Bulutlu
13°C
Salı Az Bulutlu
12°C

İstanbul’da Deprem Korkusu ve Toplumsal Yansımaları

İstanbul’da deprem korkusu ve toplumsal etkilerini inceleyen bu içerik, bilinçlenme ve önlemler için önemli bilgiler sunuyor.

İstanbul’da Deprem Korkusu ve Toplumsal Yansımaları
REKLAM ALANI
28.04.2025 00:01
8
A+
A-

İstanbul’da Deprem Memleketin İçinde Derin Bir Endişe

23 Nisan 2025 Çarşamba günü saat 12.49’da, kahvaltı sonrası çaylarımızı içerken beklenmedik bir depremle sarsıldık. Bu olay, gündüz gözüyle ve bilinçli anlarımızda gerçekleşti; tüm dikkatimiz ve farkındalığımız yerindeydi. Pendik’e yakın bir apartmanın altıncı katında bulunuyorduk ve ilk hafif sarsıntı hissettiğimizde pek ciddiye almadık. Ancak ikinci sarsıntı, sallantının şiddeti biraz daha artınca, “Deprem oluyor, bina sağa sola, ileri geri sallanıyor, eşyalar yer değiştirmeye başladı” diyerek endişe ve korku içinde kendimizi bulduk. Üçüncü sarsıntıda ise, bu değişiklikler daha da belirginleşti ve durdu. Bu beklenmedik korku ve endişe hali, eğer on veya on beş saniye daha devam etseydi, İstanbul’un yorgun ve kırılgan yapısı buna dayanamazdı diye düşünüyorum. Yarım saat sonra evden çıkarak Adapazarı’na doğru yola çıktık ve bahçedeki panik halindeki insanları gözlemlediğimizde, yıllardır içimde taşıdığım deprem travmasının tekrar etmediğini fark ettim. Toplumsal korku ve endişe, bireysel değil, kolektif bir olgu ve bu durum insanın ruhunu derinden etkiliyor.

Yıllar önce yaşadığım deprem travması ve onun etkileri, yakın dostlarım ve uzmanlarla yaptığım sohbetlerde tekrar aklıma geldi. Oturdukları evlerin yıllardır kendilerinin olduğunu ve dayanıklılık açısından riskli olduğunu bildikleri halde, ekonomik imkansızlıklar nedeniyle kentsel dönüşüme gidemeyen insanların çaresizliği içimi acıttı. Bir dostum, “Her şeyi bile bile bu evde yaşamak zorundayız, başka bir seçeneğimiz yok” dediğinde, bu çaresizlik bana çok yabancı gelmedi. Toplumun büyük bir kesimi, bu ‘çaresizlik’ duygusuyla yaşıyor; deprem korkusu, sınıfsal bir gerçeklik ve adeta bir kader gibi. Bu durumu anlatırken, “Zenginin böyle bir derdi yok, var olan da onun gücü ve imkanlarıyla değişiyor” diyerek, zengin ve fakir arasındaki uçurumun altını çizdim. Bu noktada, nasıl uykuya dalar, nasıl rüya görür, nasıl kitap okur, televizyon izler veya telefonla konuşuruz, diye düşünmeden edemedim. Bu kadar ağır bir hayatı nasıl yaşarız, sorusu aklımda yankılanıyor. Çamlıca, Beykoz, Zekeriyaköy, Nişantaşı, Çengelköy, Yeniköy gibi, neredeyse kıyamete ve tufana dayanacak sağlamlıkta evlerde yaşayanlara sesleniyorum: Bir insan, bir aile, bir hayat, ölümü hayatının ortasında nasıl düşünebilir, nasıl kabullenebilir? Bu sorular, kim duyar, kim sorumluluk alır bilmiyorum ama içten içe haykırıyorum: “Deprem korkusu da sınıfsal ve toplumsal bir sorundur; zenginler bu korkuyu yaşamaz, yaşamış gibi görünür, ama fakirin hissettiği korku ve çaresizlik farklıdır.”

İşte, bu korku ve endişe içinde geceyi nasıl geçiririz, nasıl uykuya dalarız, nasıl rüya görürüz? Bu soruları sormadan edemiyorum. Toplum olarak, bu sorumluluğu kim üstlenir? Bu duyguları ve korkuları nasıl hafifletiriz? Ne kadar önlem alırsak alalım, bu deprem gerçeğiyle yüz yüze kalıyoruz. Göz göre göre, bilinçli bir şekilde, bu gerçeği görmezlikten gelmenin, kabullenmenin ve umursamamanın bedelini ağır ödeyoruz. Bu yüzden, içimde büyük bir üzüntü ve hayıflanma var; çünkü bu kadar basit bir gerçeği anlamakta güçlük çekiyoruz. Koca bir ömür, korku ve endişe içinde geçiyor, ve bu korku, bizi sürekli tehdit altında tutuyor.

Deprem, sadece bireyleri değil, toplumu ve devleti de etkiliyor. Hepimiz, bu olguyu göz ardı ederek, ya da görmezden gelerek, kendimizi koruma refleksimizi devreye sokuyoruz. Ama gerçek şu ki, bu travmanın ve kayıpların önüne geçmek için, bilimsel ve ortak akılcı adımlar atmalı, yasal düzenlemeleri güçlendirmeli ve toplumun bilinç seviyesini artırmalıyız. Aksi takdirde, bu korku ve endişe, hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olmaya devam edecek. Bu yüzden, en büyük sorumluluk, bu gerçeğin farkına varıp, ona göre hareket etmektir. Çünkü, bu memlekette, bu topraklarda, bu kentin insanları olarak, hep birlikte, bu doğa olayını kabullenmeli ve ona göre yaşamayı öğrenmeliyiz.

YAZI ARASI REKLAM ALANI

Deprem Sonrası Toplumsal ve Bireysel Yansımalar

İşte, bu korku ve endişe, sadece kişisel değil, toplumsal bir boyut kazandı. Bir yanda, bilim insanları ve uzmanlar, olası senaryolar ve önlemler üzerinde çalışırken; diğer yanda halk, bu olasılıklara karşı hazırlıksız ve umutsuz durumda. Toplumda bölünmeler, farklı görüşler ve hatta komplo teorileri hızla yayılıyor. Bir taraf, “Hukuki ve teknik önlemler alınmalı, bilimsel çalışmalar desteklenmeli” derken; diğer taraf, “Her şeyin planlandığı gibi gitmeyeceği, devletin ve kurumların sorumluluğunu yerine getirmediği” yönünde iddialar ortaya atılıyor. Bu çatışmalar ve bölünmeler, toplumsal dayanışmayı zedeliyor ve korkuyu daha da büyütüyor.

Geçmişte de çeşitli felaketler yaşandı, ama şimdi, teknolojinin ve bilimin imkanlarıyla, önceliklerin ve kuralların belirlenmesine rağmen, neden bu kadar kayıp ve yıkım yaşanıyor? Bu sorunun cevabı, belki de, toplumsal bilinç ve ortak hareketin yetersizliğinde gizlidir. Bu yüzden, deprem gibi büyük bir felakete karşı, sadece teknik değil, aynı zamanda psikolojik ve toplumsal önlemler de alınmalı. Her birey, bu gerçeği kabul etmeli, sorumluluk bilinciyle hareket etmeli ve birlikte hareket ederek, bu büyük felaketin etkilerini azaltmaya çalışmalı.

Sonuç ve İleriye Dönük Tavsiyeler

Yazımı, Tevfik Fikret’in 1898 yılında Balıkesir’de meydana gelen deprem için yazdığı “Verin Zavallılara!” şiiriyle bitirmek istiyorum. Bu şiir, geçmişte yaşanan felaketlerin ve acıların, bugünün ve geleceğin bilinçli bir şekilde ele alınması gerektiğine işaret ediyor. Geçmişteki felaketler, bize ibret ve ders olmalı; bugünü ve yarını daha güvenli kılmak adına, bilim ve akıl ön planda tutulmalı. Toplumun her kesimi, bu bilinçle hareket etmeli, dayanışma ve sorumluluk bilincini geliştirmeli. Unutulmamalı ki, bu memlekette, bu topraklarda, bu insanlar olarak, birlikte hareket ederek, bu büyük doğa olayına karşı durabiliriz. Ve yine, her zaman hatırda tutulmalı: “Verin Zavallılara!” Bu çağrıyla, hep birlikte, daha güvenli ve bilinçli bir gelecek inşa etmeliyiz.

REKLAM ALANI
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.