enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
42,5593
EURO
49,5628
ALTIN
5.743,14
BIST
11.007,37
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Sakarya
Hafif Yağmurlu
12°C
Sakarya
12°C
Hafif Yağmurlu
Salı Az Bulutlu
11°C
Çarşamba Çok Bulutlu
12°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
13°C
Cuma Az Bulutlu
13°C

GÖZYAŞIMI GÖZDEN GİZLİ SİLENİM

Adapazarı’nda Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında düzenlenen dil temalı etkinlikler, öğrencilerin kültürel mirasa duyarlılığını pekiştirdi

GÖZYAŞIMI GÖZDEN GİZLİ SİLENİM
REKLAM ALANI
19.05.2025 00:02
2
A+
A-

Çoğu buharlaşıp yitti ama geriye kalan hayallerimden biri “dizeler antolojisi” hazırlamak. Yüz dize seçeceğim, bunların altına iki bilemediniz üç cümleyle bendeki yansımalarını yazacağım, ortaya bir antoloji çıkacak.
Eskiden olduğu gibi keşke araştırmacılar, eleştirmenler kişisel beğeni alanlarıyla ilgili seçkiler hazırlasa da sahamızda kalem oynatanların beğeni ölçülerini ve estetik derinliklerini yorulmadan anlayabilsek.
Yanılsamalarla vakit harcamasak. İtiraf edeyim, bu hayalimin köşe taşlarını oluşturan dizelerin hemen hemen yarısı hazır hâlde bekliyor. Ve bu hayalim bir gün gerçekleşirse kendisinden en çok dize seçtiğim şair Ahmet Muhip Dıranas olacak gibi görünüyor.
Tam ve bitmiş bir şiiri insan vücuduna benzetirsek dizeler o bedeni oluşturan uzuvlar gibi düşünülebilir. Bu uzuvlar tek tek anlamlı ve değerli oldukları gibi kusursuz bir yapının parçası olduklarında da öyledirler. Noktası konulmuş bir şiire ruh veren bu parçaların/uzuvların oluşturduğu “bütünlük ve olmuşluk” hissidir dersek her hâlde abartmış olmayız.
“Mektup”1 şiirinin imge örgüsü üzerinde durduğumuz derste Dıranas’ın bir dizesinin anlam ve hayal dünyasını çözebilmek için neredeyse yarım saat uğraştık. Hayalî antolojimin gözdelerinden biri olan “Gözyaşımı gözden gizli silenim!” dizesiydi bizi bu kadar uğraştıran. Dört kelime üzerine inşa edilen bu yapıyı çözmek her şeyden önce dikkat ve sabır istiyordu.
Dizenin merkezinde “göz” kelimesi yer alıyor, ön ve ardındaki kelimeler bu sözcüğün yörüngesini oluşturuyordu. Dize başında, yine bu kelimeyle yapılan birleşik kelime vardı. Sonrasında “-den hâl” eki alarak dizedeki akışkanlığı sağlayan bir “göz” kelimesi daha karşımıza çıkıyor, dizenin ortasına kuruluyor, kendisini takip eden iki kelimeyle dizenin (ilk sözcüğünün) kaderini belirliyordu. Çünkü “gözden gizli silinmeyince” alelâde bir damlaya dönüşüveriyordu “gözyaşı”. Hemen burada unutmadan belirtelim ki gizli kelimesinin “giz”idir biraz da dizeyi kanatlandıran. Sıra, bu imgeyi ete kemiğe büründürmekte: Ağlayan, gözlerinden yaşlar döken bir insan canlanıyor her şeyden önce gözümüzün önünde. Bu yaşların başkaları tarafından görülmesini istemeyenler -yani dostlar- bu insana belli etmeden, ondan habersizce, onun gözyaşını siliyorlar. Bütün bu görselliği mecazî anlamda düşündüğümüzde bahis biraz daha anlaşılır hâle geliyor. Bu anlam katmanında şiirin öznesine göre dost, dostunun gözünden akan yaşları (dostunun sıkıntılarını) o kadar büyük bir dikkat ve ehemmiyetle siler ki (dertlerine derman olmaya çalışır ki) bırakın dışarıdan başka bir gözü, yaşın içinden süzüldüğü göz pınarı bile bunu göremez, hissedemez, fark edemez. Bir adım daha ileri giderek okurun işini kolaylaştıralım: Dost, dostunun sıkıntılarını, acılarını, bırakın dış dünyadakileri, dostunun en açık, en uyanık taraflarına bile etmeden gidermeye, çözmeye çalışan insandır diyor şair. “Göz” ve “görmemek” ifadelerini birlikte düşündüğümüzde, dizedeki kısmî “paradoks” veya “oksimoron”un beyti hem güzelleştirip hem zorlaştırdığını söyleyebiliriz. Böyledir büyük dizeler, ele avuca sığmazlar.
Dize denen demir kaleyi ne kadar kuşatabildik bilmiyorum ama bir an durdum, gerçek ve mecazî anlamda iç içe geçmiş bütün bu anlam ve hayal unsurlarını tam olarak kuşatan deyimin hangisi olduğunu sordum öğrencilerime. Epeyce zorlandılar, sonra dayanamadım ve söyledim “dost, dostuna yapacağı iyilikleri ‘onun gözüne sokmadan’ yapar, değil mi arkadaşlar” deyince itiraz eden olmadı. Rahatladım. Küçük bir itiraz huzurumu kaçırabilirdi. Dostlarımıza, onların gözüne soka soka yaptığımız iyilikler, türkü çığıra çığıra ettiğimiz yardımlar, dostlukla bağdaşmıyormuş, bunun (bu gerçeğin) altını çizdik koro hâlinde.
Dost, dostunun sıkıntılarını (iç sesini) anlamak/duymak için söze ihtiyaç duymayandır. Dil, yaşanan hayatın kelimeler aracılığıyla yeniden kurulmasıdır ve çoğu kez örtmek, kapatmak, gizlemek içindir, köprüler kurmak için vardır, geride iz bırakmak isteyenlerin elinden tutar, teyit/tebliğ etmeye ve bağ kurmaya yarar. Dostlukların böyle şeylere ihtiyacı yoktur. İki dostun birbirini anlaması/duyması için kullanılacak her kelime fazladandır.
Gelelim bugüne…
Kırk gün düşünüp, yüzünüzü kızartıp dostunuzdan bir şeyler isteyeceksiniz, o da kırk dereden su getirip niçin size yardım edemeyeceğini anlatacak, bunun adı da dostluk olacak, güldürmeyin kâğıdı, kelemi, noktayı, virgülü. Dost, söylenmeden anlaşılması gerekeni anlar ve “ne yapabilirim” diye bile sormadan gerekeni yapar. Onun işi, gözyaşını gözden gizli silmektir. Gözyaşı inci (güher), altın (sîm) ve kıymetli taşlar (la’l) gibidir… Durum böyle olunca onun kıymetini dost olan bilir. Ne diyor şarkı: “Gözyaşımda saklısın ağlayamam ben.”
(“Gözyaşı” bahsiyle ilgili bugüne kadar okuduğum en yakıcı anekdot Mehmet Kaplan’ın annesine aittir. Hoca bu hatırayı şöyle anlatıyor:
“… (Sivrihisar’da Kaplan’ların bir süre ailece kiracı olarak oturdukları) Sırmana’nın evi, oldukça büyüktü. Kalın duvarlarla çevrili avluya girilince, bir serinlik hissolunurdu. Bizim odamız, ikinci katta, etrafı açık, tahta parmaklıklarla çevrili koridoru geçtikten sonra en köşede idi. Bu karanlık odada, tepede, akşam güneşi ile kızıla boyanan küçük bir pencere vardı. Muhayyilem acaba bir masal mı uyduruyor bilemiyorum; bu pencerenin önünde, küçük, zarif bir şişe dururdu. Annem gözyaşlarını onun içinde biriktirirdi! Bugün inanmayacağım böyle bir intiba, bazen bir masaldan mı geliyor, yoksa gerçek mi seçemiyorum. Bildiğim bir şey varsa annemin çok sessiz, sâkin, daima güler yüzlü, fakat çok hassas bir kadın olduğudur. Belki bu çocuk muhayyilemin yarattığı bir hayaldir. Akşam güneşi vurunca, parlayan o küçük şişe bana çok dokunurdu. Anneme karşı derin bir acıma hissi duyardım.”2)
Bakmayın “Öbür tarafta nasıl bir zamanda yaşadığım sorulursa ‘Dostlukla puştluğun devir teslim törenine denk geldim.’ diyeceğim.” türünde sözler ettiğime. Bazı arkadan iş çevirmeleri, dünyaperestlik kokan riyakârlıkları dostluklara yakıştıramadığım içindir. “Dost kazığı” deyimi ile Aristo’nun “Dostlar, dost yoktur.” sözü iki yüzü gibidir günümüz dostluk anlayışlarının. İçimi en çok acıtan da Aristo’nun bu sözü dostlarına hitaben söylemesidir. (“İlle dostun bir tek gülü yaralar beni.”)
Bir de yıllar önce “Bütün yalnızlıklar dostluklardan yontulur.” demişim, ayıp etmişim. En büyük ayıbı da “Dostlar, akademide dostluk olmaz.” diyerek işlemişim.
Sözü daha fazla germeden Dıranas’a bir kere daha soralım, dost nedir usta?
“Ay aydınlığım, gün ışığım, canım,
Bayramım, bolluğum, yemişim, yenim,
Gözyaşımı gözden gizli silenim!”
(Gece gündüz demeden her zaman ve her yerde gözümüzün nurudur, varlığımızın ayrılmaz parçasıdır, canımız gibidir, her türlü güzelliği paylaştığımız bayramımız, sevincimiz, her yiyeceğimizi bölüştüğümüz bereketimizdir, kırığımızı, eksiğimizi, kusurumuzu saran ve örten örtümüzdür, yenimizdir, bir de gözyaşımızı gözümüzden bile habersiz silenimizdir, dertlerimizi dile dökmeden bilen ve çözenimizdir.)
Eyvallah Dıranas, dizelerinle bin yaşa.
Ve Başsağlığı:
ÂH BE TETİK
Çay’ın ustasıydı “Turan Yaşa” biz ona “Tetik” derdik.
Haftada birkaç kere diyalize girerdi.
Ayda birkaç kez yoğun bakıma yolu düşerdi.
Hiç şikâyet etmezdi, öylesine mütevekkildi.
Ayağa kalkar kalkmaz ocağın başına geçer “çay” diye seslendiğimizde eliyle “gördüm” der, çayımızı o istediği zaman getirirdi.
Hiç bayat çayını içmediğim gibi hiç asık yüzünü ve kötü sözünü işitmedim.
Şaka yapmayı sever kendisine yapılan şakayı kaldırırdı.
Masmavi gözlerinde kibir kanat çırpamazdı onun.
Merhametliydi, kediler şahidimiz.
Ölüm sana yakışmadı be Turan kardeş!
Rahmet diliyorum.
Ailenin ve yakınlarının başı sağ olsun.
(Öbür tarafta çaylar senden olsun.)
Allah seni pırıl pırıl kalbinle cennetine koysun, amin!
1 Ahmet Muhip Dıranas, “Mektup”, Şiirler, Everest Yayınları, İstanbul 2015, s. 130.
2 Zeynep Kerman, “Kaplan Hoca ve Çocukluğu”, Türk Edebiyatı, Sayı: 209, Mart 1991, s. 11-12.

REKLAM ALANI
ETİKETLER: , , , ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.